Kategoriler
Değerler Genel Liderlik

Çok Tercih: Akışı Iskalamak

İnsanların başka seçeneği olmadığında hayat sefildir. Seçenekler eklenmeye başladığında refahınızı artırırsınız. Peki nereye kadar? Tesla, Apple neden rakiplerine göre sınırlı sayıda ürün çeşidi ile karşımıza çıkıyor? Bu kadar maddi bolluğun içinde neden intihar sayıları hızla artıyor?
Akışa giden yol hangisinden geçiyor? Seçeneklerimizden mi? Limitlerimizden mi?

 “Çoğu zaman kot pantolon giyerim. Ve bir zamanlar kotlar tek bir çeşit olurlardı. Siz satın alırdınız. Ve üzerinize şöyle böyle otururdu. Ve inanılmaz rahatsızdı, ve uzun süre eğer giydiyseniz, ve yeterince yıkadıysanız, o zaman iyi olmaya başlardı. Böylece yıllarca giydiğim pantolonumu değiştirmek üzere mağazaya gittim ve ‘Kot pantolon istiyorum, şu beden giyiyorum.’ dedim. Ve tezgâhtar ‘Dar kesim mi, rahat kesim mi, bol kesim mi istersiniz? Düğmeli mi fermuarlı mı? Taşlanmış mı yoksa ağartılmış mı? Eskitilmiş mi? Bot kesim mi yoksa fitilli mi? vs’ diye devam etti. Benim ağzım açık kaldı ve kendime geldiğimde ‘Eskiden tek bir model olan modeli istiyorum’ dedim. Onun ne olduğu konusunda bir fikri yoktu, böylece bir saatimi deneyerek geçirdim. Ve mağazadan çıktım, doğrusu şimdiye kadar aldığım, üzerime en iyi oturan pantolonla. Daha iyisini yapmıştım. Tüm bu seçenekler daha iyi seçim yapmamı sağlamıştı. Ama kendimi daha kötü hissettim. Neden? Bunu kendime açıklayabilmek için bir kitap yazdım.” diyor Prof. Barry Schwartz, 2005 yılında yaptığı TED konuşmasında.

Ünlü Bolluk Paradoksu kitabı yazarı devam ediyor: “ Kötü hissetmemin nedeni, tüm bu müsait seçeneklerle, iyi bir kot nasıl olmalı konusundaki beklentilerimin yükselmiş olmasıydı. Önceden beklentilerim çok düşüktü. Tek bir model bakarken özellikli bir beklentim yoktu. 100 çeşit önüme geldiğinde, kahretsin, bir tanesi benim için mükemmel olmalıydı. Ve aldığım iyiydi, ama mükemmel değildi. Ve böylece sahip olduğumla beklentilerimi karşılaştırdım, ve sahip olduğum beklediğime kıyasla hayal kırıklığına uğrattı. İnsanların yaşantısına seçenekler katmak onlara yardım etmek yerine bu seçeneklerin ne kadar iyi olacağına dair beklentilerini yükseltir. Ve bunun yaratacağı sonuçlardan dolayı daha az tatmindir, bu sonuçlar iyi olsa dahi. 

Daha mı Mutluyuz?

Durum biraz karmaşık. Günümüzde insanoğlu, tarihinin hiç bir döneminde elde edemediği maddi imkanlara sahip. Yakın tarih ile bile kıyaslanamayacak kadar imkanlarımız var. Seçeneklerdeki bolluk gerçekten bizi önceki nesillere göre mutlu yapıyor mu? 50 sene önceki insanlara göre daha mı mutluyuz?

Bugün bir dostumuz sayesinde sokak röportajlarının birini seyretme fırsatı buldum. Bir anne evindeki durumdan bahsediyor: “Eskiden bir patates kızartması yapardım çocuklarıma. Yemek için gözüme bakarlardı. Şimdi 10 çeşit peynir, 5 çeşit reçel, sucuk, salam, sosis, hamburger. ‘Ben ne yiyeceğim anne ya’ diyor çocuklarım..” Tam da Barry Schwartz’ın anlattığı gibi. Bolluk Paradoksu bunun adı.

Seçenek Sayısı ve Müşteri Memnuniyeti

Bolluk görünen o ki seçememeyi, seçimden tat almamayı da beraberinde getiriyor. ABD’ de yapılan bir çalışmada, çalışanlara sunulan her 10 ortak emeklilik fonu sonrası katılımın artması şöyle dursun, yüzde 2 azaldığı tespit edilmiş. Yani 50 fon önerirseniz, yüzde 10 müşteri kaybediyorsunuz. Seçeneklerin artması bir seviyeden sonra seçim sonrası pişmanlığın da artmasına neden oluyor. Çünkü ne zaman bir seçim yaparsak, nelerin yapılmayacağını da seçmiş oluyoruz.

Seçim ve seçenekler demişken; Bryan Pietsch, Business Insider’da yayınlanan Elon Musk says every company should maximize the ‘curve of customer happiness’ — here’s what that means başlıklı yazısında Tesla’nın müşteri memnuniyetini maksimize etmek için uygulamaya çalıştığı stratejiden bahsediyor. Barry Schwartz’in yukarıda bahsettiğimiz bolluk paradoksu teoremini burada da karşımıza çıkıyor.

Görünen o ki seçenek sayısı optimum noktaya ulaştığında müşteri memnuniyetinde düşüş başlıyor. Ve Tesla başarılı pazarlama stratejisini buna göre kurmuş.

Mutluluk ve Seçenekler

Hep daha fazla seçenek ile daha iyiye ulaşacağımızı düşünüyoruz. Kaldı ki Mark Manson, uluslararası en çok satan kitaplar listesine girmiş Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı kitabında “Daha pozitif bir deneyim arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve paradoksal olarak, insanın negatif bir deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.” der. Pozitif beklentiye girmek negatif etki oluşturduğuna vurgu yapar ve ekler:

İçinde bulunduğumuz kriz artık maddi değil, varoluşsal, spiritüel.

Mark Manson

Gerçekte budur. Maddesel olarak imkanlarımız geçmiş nesillere göre çok gelişmiş olsa da bu dönemin bizi mutsuz eden başka sıkıntıları mevcut. Tabi ki bu cümle tüm dünya insanları için geçerli değil. Dünyanın hala bir çok yerinin sorunu çok az seçenekleri olmasıyken, bir çok yerinin sorunu ise çok fazla seçenekleri olması. Düşündürücü, hatta üzücü belki ama yeni dünyanın problemi maddesel değil, varoluşsal. Yeterli belki de fazlaca olan bu imkanların içinde bir neden ile mutlu olamıyoruz.

Peki Seçeneklerimiz Azalırsa?

Neden mutlu olamıyoruz sorunusun cevabını uzun yıllar araştıran Mihaly Csikszentmihalyi Akış: Mutluluk Bilimi kitabında akış teoremini anlatırken sınırlara vurgu yaparak;

Sınırları kabul etmek, insanı özgürleştirir.

Mihaly Csikszentmihalyi

diyor. Sınırlar, limitler.. Akış teoreminin o meşhur grafiğini bilenler sınırların ne kadar önemli olduğunu hatırlayacaktır.

görsel: Baran Şen’in Blogundan alınmıştır.

Teoremi kısaca hatırlarsak; Yeteneği yüksek biri zorluğu basit bir iş yaptığında can sıkıntısı yaşayacaktır, yeteneği düşük biri ise zorluğu yüksek bir iş yaptığında kaygı ve hayal kırıklığı yaşayacaktır. Akış her gün az az kendini geliştirmek, daha iyisini yapabilmek ile olur. Mutluluğa ulaşmanın böyle mümkün olduğunu anlatır.

Bizim gibi gelişen/gelişmekte olan toplumlar seçenek fazlalığı yaşıyor. Bugün iş dünyasında da sosyal yaşamında da, sonsuz seçeneklerimiz görünen o ki bize mutluluğu getirmiyor. Bir çoğu konfor alanından çıkmamızı engelliyor, bir çoğu mükemmellik arayışına itiyor, bir çoğu pişmanlık oluştururken, bir çoğu konsantrasyon problemi oluşturuyor, bir çoğu gelişmemizi engelliyor. Tıpkı sınırsız müşterisi olan bir firma gibi. Müşteri seçme hakkına sahip olduğunuz da gelişiminizde yavaşlıyor. Ya tam tersi? Ağır rekabetin olduğu pandemi sonrasındaki durum? Karşımıza çıkan sınırlar, limitler ilk planda bizi konfor alanından uzaklaştıran tatsız ve zorlu şeyler olarak görülse de bizi akışta tutan, maddesel olarak alamadığımız hazları yakalamamız için birer fırsat gibi duruyor. Belki biraz mecburi, belki değil. Maddesel olarak ulaşamadığımız mutluluğa giden yolda gelişime ihtiyacımız çok açık. Gelişim için ise limitlere..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s