Kategoriler
Üretim Yönetimi Genel İnovasyon

“Kim Yıkayacak Bu Bulaşıkları?”

“Küçük şeyler yaparken büyük şeyler düşünün ki yaptığınız küçük şeyler doğru yönde ilerlesin.”
Alvin Toffler

Yurt dışında bulunduğumuz coğrafyanın en büyük Türk yatırımını yapmaya çalışan bir ekibin parçası olarak, bir startup yapmanın ne demek olduğunu, yaşanılan sıkıntıları, zorlukları yazmak için bol bol zamanımız olacak. 40 senedir bildiğimiz yöntemlerden farklı olarak endüstri 4.0 faaliyetleri ve sektörde %100 ayakta çalışan ilk fabrika olmak gibi de bir hedef için çalışıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız, sattığımız işlerden tamamen farklı bir stratejimiz var. Nearshoring (yakından tedarik) dediğimiz bu strateji görüyoruz ki bir çok müşterimiz için de yeni. Bu yüzden bir pazar oluşumunu da sağlamaya çalışıyoruz. Bu yatırımın değerini anlamaları için yıllardır çalıştığımız müşterilerimizin yeni bir mindset ile bakmaları gereken bir girişim bu. Herkesin ucuz iş gücüne doğru gittiği bir çağda, doğuya veya güneye değil, batıya doğru yatırım yapıyoruz. Zaman alacak, ama eminim sonu iyi olacak.

Her startup’ın kendince birçok zorluğu var. Hele ki çarklarınız tam dönmeye başlamadan bir de corona virüsün neden olduğu ekonomik krize yakalandıysanız, zorluğunuz bir hatta bir kaç kademe daha artıyor.

Serdar Kuzuloğlu, makalenin altında linkini bulacağınız ve etohum için yaptığı konuşmanın 48. dakikasında bu konuya değiniyor.

“Sermaye ve yatırım desteği işi, size en çok nefes tutma zamanlarında işe yarıyor. Bir şeye inanıyorsunuzdur, parlayacaktır, ama anlatamıyorsunuzdur, gelire dönüştüremiyorsunuzdur. Nefesinizi tutarsınız, tutarsınız, birisi arada oksijen tüpü verir size, hayatta kalırsanız, başarırsınız.

Aslında bilmediğimiz bir şey söylemiyor. Ama önemli, bazen hayaller realiteden çok fazla uzaklaştırıyor bizleri. Yaşamış, test etmiş, görmüş biri olarak hikayesini anlatıyor. Sabrın bu kadar düşük olduğu, insanların dakika beklemek istemediği bu telaş çağında, yatırımcılar neden uzun süreli bir hayalinde peşinden koşarak kısa vadeli zararlar etsinler ki. Hele ki bir çoğu için sadece bir atımlık kurşunları varken. Hele ki Dünya bu kadar belirsizken, değişirken. Nefes almak nefes aldırmak lazım.

Benzer sıkıntılar Dünya’nın her yerinde yaşanıyor olmalı ki Stanford Üniversitesi’nden Steve Blank startup lar için yeni bir başlangıç şeklini literatöre eklemiş. Lean Lauchpad (Yalın Fırlatma Rampası). Bugünlerde Türkçe olarak çok kaynak bulamadığımız bu konu için Inovasyonu Haritalandırmak kitabında Greg Satell’in anlatımına bakalım;

“Yeni girişimler ürün geliştirmeye çok zaman harcarken müşteri geliştirmeye hiç zaman harcamıyorlardı. Blank’in fikirleri son dönemde yaygın kabul görür. Ancak başlarda oldukça aykırı geliyordu. Her şeyden önce elinizde bir ürün olmadan nasıl bir şirket kurabilirdiniz. Yoksa Blank’in farkına vardığı şey müşterisi ve kanıtlanmış bir başarısı olmayan şirketlerin ürün geliştirme sürecinin de sıkıntılı olduğuydu. Sadece varsayımlara dayanarak hareket ettiğiniz bu durum sıklıkla yanlış ürün üretmenize yol açıyor. Bu varsayımların herhangi birinin yanlış çıkması durumunda (Genellikle öyle olur) ürününüz ne kadar incelikli bir şekilde tasarlanmış, ne tür özellikler içeriyor olursa olsun satılmayacaktır. Daha da beteri hatanın nereden kaynaklandığının farkına vardığınızda genellikle paranın büyük kısmını tüketmiş ve iflas etmeden sürdürülebilir bir iş modeli belirleme olasılığını oldukça azaltmış olursunuz. Dolayısıyla Blank işe bir ürün vizyonu ile başlayarak sonrasında teslimat tarihini koşturmak yerine öncelikle müşteri aramanızı önerir. Dikkat ederseniz pazar değil, sadece müşteri der, Bu yanlışlıkla kullanılmış bir terim değildir. Şöyle yazar; “Büyük kitleler için değil bir azınlığa yönelik ürün geliştireceksiniz. Bir yeni girişim olarak, üreteceğiniz ilk ürün genel tüketiciyi tatmin etme amacı taşımayacak. yani bir sorun olduğunu tespit etmek ile kalmayarak, bu sorunu çözmek için bir bütçe belirleyen ya da geçici bir çözümü hayata geçiren ve kalıcı bir çözüm arayışına devam eden bir müşteri bulacaksınız. Blank bu tür müşterileri vizyoner müşteri olarak adlandırır. Ancak bunun için, müşterilere ne istediklerini sormak ile yetinemezsiniz. Ürün ya da hizmetiniz için ne kadar para ödemeye hazır olduklarını da belirlemelisiniz. işte bu noktada asgari hayata geçirilebilir ürün devreye girer.

Peki nedir bu Yalın Fırlatma Rampası ilkeleri

Dışarı çık

Asgari hayata geçirilebilir bir ürün oluştur

Öğren

Küçük değişiklikler yap

Ve pivot haline getir.

Önce müşteri diyor. Ürün daha sonra. Dışarı Çık diyor. Tekrar inovasyona dön diyor. Öğren diyor.. Kitapta konuyla ile ilgili bir çok örnek bulabilirsiniz. Ama örneklerin her birinde startup yapacak çekirdek kadro sahada her şeyi yapıyor. Hem de her şeyi. Ayakkkabı mağazası açmak isteyen bir girişimci websitesi kuruyor, ve satmayı başardığı ayakkabıları zararına da olsa başka bir yerden alıp müşterisine yüklüyor. Hem müşteri kazanıyor hem de müşteri beklentilerini anlayıp ürün oluşturmaya çalışıyor. Açacağı yemek şirketinin, yemeklerini evlere kendi servis eden patron, müşterilerinden kritikleri alıp ürünlerini geliştirmesini yapıyor. Sonuç bir kaç sene sonra firmasını Food Network’e satıyor.

Görünen o ki bugünün en büyük girişimcileri ya da bir çoğu en alt kademe işler ile ilgilenmiş, ya da bizzati yapmış kişiler. Müşteri aramış, ekibi kurmuş, ürünü geliştirmiş, hizmeti arttırmış. Hatta çalışma ortamının idari işleri ile ilgilenmiş. Şu an çalıştığım, 3 farklı kıtada hizmet veren grubun sahibinin de hikayesi benzer. Bu noktada Serdar Kuzuloğlu’nun konuşmasına geri dönmekte fayda var;

“Bir girişim ile ilgili en önemli konu, bulaşıkları kimin yıkayacağıdır.. Bu benim hayatta edindiğim en önemli tecrübe. Biz şirketi kurduk her şey güzel. Vizyon, logo, kurumsal tasarım falan filan. Aaa bir baktık abi bulaşıklar böyle..(arka planda çok sayıda yıkanmamış mutfak malzemesini gösteriyor). Bunu kimse öngörmedi. Bunu kim yıkayacak? O diyor ben yıkamam. O diyor ben yıkamam. Ben hayatımda bulaşık yıkamış adam değilim. Lan diyorum; ben patronum şimdi bir de oturup bulaşık mı yıkayayım? Acaba bir kadın mı tutsak? SGK ‘sı kaç para olur? Bilmem ne. Aşağıda komşunun bir şeyi var mıdır? Kafayı yedik. İşi gücü bıraktık. Development filan durdu. Bulaşıkları kimin yıkayacağı… Ya gerçekten çok önemli bir problem bu..

Startup’ta ünvan olmaz. Title olmaz. Görev tanımı diye birşey olmaz. Startup ruhunun özü budur. Herkes herşeyi yapacak.

Mesela biz oturduk, database structure ı çalışırken birisi derdi ki;

-Serdar Bey tuvalet kağıdı bitmiş. Sipariş ettiniz mi?

Bir startup’ınız olduğunda hayalleriniz ile uğraşmaya nerdeyse hiç vaktiniz kalmayacak. Gerçek anlamda bir startup sanız.

Milyon tane bambaşka işler ile uğraşmak zorunda kalacaksınız..

Tam da yaşadığımız bu.. 1,5 senedir her gün inanılmaz farklı konularda inanılmaz işler ile ilgileniyoruz. Belki yaşım gereği belki karakterim gereği keyif de alıyoruz çoğu zaman. Sel basıyor kum arıyoruz, bant kurulacak makine taşıyoruz. Sular donuyor, elektrik trafosuna su giriyor, doğalgaz sayacınız defalarca bozuluyor. Bunlarla uğraşmak zorundasınız. Konu sizin yetenekleriniz değil, ayağa kaldırmanız gereken bir firmanın ihtiyaçları. Bu mantelite ile çalışınca, etrafınızda sipariş bulan insan kaynakları, pazarlama yapan teknik ekip, şirketin uçak biletlerini ayarlayan yıkamacı, kumaş toplarına sticker yapıştırmasını organize eden planlamacılar görüyorsunuz.

Alttaki resim çok önemli!. İlk 20 Ekim’de gelmiştim bu ülkeye. Malum Türkler demleme çay sever. Ama ne gariptir ki bir sonraki senenin 24 Temmuz’una kadar hep sallama çay ile idare etmişiz. İlk demleme çayımız mı? Ekip lideri olarak çaydanlığı ve çayı getirme işini ben üstlendim. Kalite güvence şefimiz ise her molada çayı demleme görevini devralmıştı. Uzun bir süre böyle devam ettik. Çaydanlığın ilk günü üretim adetlerinde rekor artış olmuştu. Denk mi geldi bilinmez ama o günün bizim için önemini çaydanlığın resmini çekmiş olmamdan anlayabilirsiniz.

İlk Çaydanlık

Hayat değişiyor elbet, gelişiyor konular. Bugün çayım odama geliyor. Ama o günlerde o çayı da organize etmek gerekiyordu. Hep beraber gocunmadan hatta keyif alarak yaptık…

Tüm bu süreç zor mu? Eğer doğru ekip arkadaşlarınız var ise değil.. Maalesef ülkemizde bazı hayvan isimleri, hakaret gibi algılansa bile aşağıdaki grafikte her şey detaylı gösteriliyor. Kişi hem özverili hem yetenekli ise Kartal, yetenekli ama özverisi düşük ise köpekbalığı, yetenekleri kısıtlı ama özverisi yüksek ise eşek, hem yeteneği hem özverisi düşük ise öküz diye tanımlanıyor.

Bir startup da kesinlikle bulaşıkları yıkayacak kartallara ve eşeklere ihtiyaç var. Özverisi yüksek çalışkan insanlar ile her sorun rahatlıkla çözülebiliyor. Ama özverisi düşük kategorisinde yer alan köpekbalıkları ve öküzler ile hayat çok zor. Onlardan mümkünse hiç olmamalı, bu kadar özveri gerektiren ortamda bulunmaları bile moral bozucu olabiliyor. Literatör der ki; bir insanın özverisi düşük ise onu motive ederek öküzleri eşek, köpekbalıklarını kartal yapabilirsiniz. Bunun çeşitli maddi, manevi metotları da var.

Kişisel görüşüm, eğer ki içinde yer aldığınız girişim zaten ekip arkadaşınız için bir heyecan, bir motivasyon oluşturmuyorsa heyecanınıza ortak olacak birileri ile devam etmek daha yararlı olacaktır.

Ne yapalım yani bu dünyanın gerçekleri varsa, bizim de hayallerimiz var.

Pablo Neruda

Kaynaklar:

İnovasyonu Haritalandırmak Kitabı için: İdefix linki

Görsel: https://unsplash.com/photos/KyUmKlXrhAM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s